Kutu


Araba toprak yolda yavaş yavaş ilerliyordu. Gözleri kapanmak üzere olmasına rağmen, bazen sinirli bir kişneme, bazen tekere çarpan bir taş bir türlü uyutmuyordu çocuğu. Kafasını tenteden dışarı çıkararak babasına baktı. Yaşlı adam, kendinde miydi anlamadı. Zaten gerek de yoktu uyanık olmasına. Önlerinde hiç bir şey yoktu atların bilmediği. Bozkır, diye düşündü çocuk elini gözlerine siper ederken. Babasına sorsa mıydı ne kadar kaldığını, sora dün gece yediği dayağı hatırlayıp içeri kaçtı hemen.

Etrafına baktı, ablaları, Pakize teyzesiyle küçük bebeği uyuyordu hala. Uzaklardan köpek sesleri geliyordu. Bu yola düştüklerinden beri nefret eder olmuştu köpeklerden. Pakize teyzesine baktı. Seviyordu genç kadını , şimdi gözleri kapalıyken ne kadar da değişik görünüyordu, o heyecanlı çok konuşan kadından eser yoktu.Belki bir tek saçlarının arasındaki manolya bir ipucu verebilirdi bakana.

Ablalarıyla kavgalarında hep kendi yanında olurdu teyzesi. Daha doğrusu bebek doğana kadar, küçük piç bütün olayı bozmuştu geldiğinden beri. Tenteyi kaldırıp bir daha yola baktı. Aynıydı her şey; toz, toprak, rüzgar, babası. Tekrar içeri girdiğinde Pakize teyzesinin gülerek kendine baktığını gördü. Küçüklüğünden beri bu gözler neşeyle doldururdu içini. Özellikle annesinden sonra. "Geldik mi?" diye imalı bir şekilde sordu. Pisliğine soruyordu, en az iki gün vardı daha, biliyordu. "Akşama oradayız, ama kadınlar çıkmayacakmış arabadan - her şeyi karıştırıyormuşsunuz, babam söyledi" Kışkırtmıştı işte her zamanki gibi. "Sen kendine bak pis velet" diye saldırdı üstüne.

İki dakika sonra asıl pis velet ağlamaya başlamış, Pakize teyzesi de fazla belli etmeden meme vermeye çalışıyordu çocuğa. Beceremiyordu ama fazla, çocuk kafasını salladıkça ağlayarak, bembeyaz teni kırmızı hırkasının altından açığa çıkıyordu. Ablaları uyanmış, çemkirmeye başlamışlardı yine. Sanki her şey onun suçuydu bu arabada olan.

Babasının sesi duyuldu arada: "Susun biraz Allah'ın belaları". Hiç sevmiyordu bu adamı, teyzesinin yüzüne baktı - onun da benzer düşünceleri paylaştığına emin oldu iyice. Bir yolunu bulup bir şeyler yapmalıydı, dersini vermeliydi bu münasebetsiz adama. Ancak böyle gözdesi olabilirdi teyzesinin yine. Ama dur, hele bir varsınlar bir şey bulacaktı Şu an için yapabileceği bir şey yoktu.

Araba yine yukarı zıpladı, öncen bir küfür duyuldu. Bebek uyumuş, Pakize teyzesi eski neşeli haline dönmüştü yine."Varınca oluşuma cicili bicili şeyler alacağım, kırmızı olacak hepsi" " Kırmızı yakışmaz ki erkek çocuğa teyze "diye atladı büyük ablası. Yüzü kızarmıştı birden, üzerindeki kırmızı yeleği de teyzesi almıştı. "Niye yakışmazmış, hem nereden bulacaksın parayı, babam vermez ki" dedi konuyu değiştirmek için. "Kutu para doludur nasılsa, oradan alırım".

Babasının arkada bıraktığı kutudan bahsediyordu. Açılmaması için sıkı sıkı tembihlemişti hepsini - tembihlemek lafın gelişi tabi, arabadan atmakla tehdit etmişti kutuyu açanı. "Onun içinde para olduğunu nereden biliyorsun ki?""Ne olacaktı ki başka? Ya para ya altındır çalıp çırptığı.""Hiç bakmadın mı gerçekten içine?" "Deli misin lan? Ne kadar manyak olduğunu bilmiyor musun?"

Annesi hayattayken adamın yaptıklarını bir kez daha hatırladı. İçindeki intikam hırsı tekrar canlandı. "Ee, nasıl alacaksın parayı peki?"dedi. "Hele bir varalım bir yolunu bulacağım" Ablalarına baktı. Suç ortaklığının verdiği heyecanla kıkırdıyordu ikisi de. Demek ki her türlü zararı verebilirdi babasına kimseyi kızdırmadan.

Onun da aklında kutu vardı, ama tek başına yapamazdı bunu. Gece yarısı hiçliğin ortasında mola verdiler. Yemekten sonra arabaya geçti babası. Tek başına yatmayı severdi, kimse itiraz edemedi. Serdikleri battaniyelerle ateşin etrafına uzandı hepsi. Ablaları sızmıştı hemen.

Teyzesinin yanına yanaştı hemen. "Uyudu mu oğlun?""Alışamadın değil mi Umut'u hiç?" durakladı, teyzesinin bunu bildiğinin farkına varmamıştı hiç. " Yo, sadece fazla alışık değilim bebeklere", "Sen her zaman bir numaram olacaksın, emin ol." Bu lafı beklemiyordu. Daha fazla cesaretlendi. " Bitsin istemiyor musun sen de bütün bunlar teyze?" "Bitecek ya yarın?" "Yolculuk değik, her şey, tüm sıkıntılarımız, Umut'un hak ettiği hayatı yaşamasını istemez misin?" "Nasıl olacak ki O?" "Kaçacağız buradan o kutuyu da alıp, ablalarıma da söyleriz- ya da gerek yok onlara. İkimiz, pardon üçümüz oluruz sadece gittiğimiz yerde."

Hiç bir şey söylemedi Pakize teyzesi. Sabah yol koyulduklarında hala sessizdi. Öğlene kadar her şey aynıydı. Küçük ablası yemek götürmek için babasının yanına geçtiğinde hemen kulağının dibine geldi teyzesi. Diğeri uykudaydı yine. " O varken olmaz" dedi kulağına. "O'nu devreden çıkarmamız lazım." Derinlerde bir yerde kendi kafasının içinde de aynı endişe vardı, ama teyzesi bunu dile getirince kasları gerildi aniden. Yaşlıydı evet ama güçlüydü yeterince. Nasıl yıkacaktı o koskoca adamı? Kendisi sadece... "Onu ben hallederim, sen sonra ne yapacağımızı düşün ?" Ne diyordu acayip acayip, ne düşünüyordu ki diye düşünürken teyzesi aniden o ağır kutuyu aldığı gibi öndeki tenteyi açtı. Yaşlı adamın kafasına geçirdi.

Son duyduğu babasının "Sen ne yaptın?" diye bağrışı oldu. Araba, atlar, teyzesi, ablaları, bebek - hepsi dönüyordu etrafında. Kutunun kırılan yerinden bir girdap gibi kapkara binlerce şey - binlerce korkunç şey- havaya savruluyordu. Gerçekten inanılmazdı, ölesiye korkuyordu. Sanki dünyadaki tüm kötülükler bir olmuş üstlerine geliyordu.

Ne olduğunu bilmediği bir kaç saatten sonra hiçliğin ortasında hep beraberdiler yine. Babası yerde yüzükoyun uzanıyordu, yaşıyor muydu acaba? Herkesin gözü o lanetli kutudaydı, içi neredeyse bomboştu. Bebek kutuya doğru yavaş yavaş emekledi. Başka hareket edebilen yoktu zaten. O küçük elleriyle kutuyu devirdi, mavi bir şey vardı içinde sanki. Pakize diğerlerinin korkulu bakışları altında ayağa kalktı, gitti o mavi şeyi aldı, Üzerinde yazılanı okudu.

Yorumlar