Palahniuk - Görünmez Canavarlar

Görünmez Canavarlar


Şimdiden önceki,şimdiden önceki herşey, yanımda taşıyıp durduğum bir hikayeden ibaret. Sanırım bu durum herkes için geçerli. Benim yeni bir hikayeye ihtiyacım var.

Aralığa dönelim. Palahnuik okuma etkinliği tüm hızıyla devam ediyor, insanlar harıl harıl Palahnuik incelemesi yapıyorlardı. Ben ki; ürkek ama istekli bir okuyucu olarak etkinliğe girmeden uzun zamandır okumak istediğim "Tıkanma"ya hazırlanırken, tanımadığım birisi kitabın kendisinde bıraktığı etkiyi samimiyetle açıklıyor ve kitabı okuduğumu gördüğü için mutlu olduğunu söylüyordu. Garip ama güzel geldi bu bana, böyle şeylere alışık olmadığım için belki. Dövüş Kulübü filmi haricinde Palahnuik'e girişim böyle oldu.

Görünmez Canavarlara başlayıp daha ellinci sayfaya varmadan aşırı reklam, moda, marka, ilaç vb. terimlernden bunalarak, ara vermeme ve diğer kitaplara başlayışıma geçelim.

Kitabın başına ve sonuna geçelim ya da. "Görünmez Canavarlar", en sondan başlıyor"Gösteri Peygamberi" gibi aynı. Başında yanan bir evin önünde üç kadının olduğu bir senaryoyla karşılaşıyoruz, kadınların biri diğerine ateş etmiş diğeri ölmek üzere. Kitabın sonunda da herşeyin bu şekilde olduğunu görüyoruz tekrar.

Başı ve sonu aynı olan bir kitabı okumamızın anlamsızlığına dönelim.

10 Ocak'a gidelim ya da, bu kitaba başladığım ana. Tıkanma ve Gösteri Peygamberini büyük bir iştahla okuyup, Görünmez Canvarları görmek istediğim o güne. Kitabın başından itibaren bir o yana, bir bu yana savrulduğum, bir sayfada üç ayrı yer ile dört farklı ana gittiğim, Palahnuik'in kurgusundan başımın döndüğü ana.

Kitabın anlatıcısına geçelim. Shannon'a. Kusursuz bir güzelliğe sahip  bir Yunan tanrıçası, reklam sektörünün plastik bir bebeğiyken, görünmez bir canavara dönüşen; kendisinden, kişiliğinden, cinsiyetinden emin olduğumuz tek insana geçelim. O intikam yolculuğuna çıkan ucubeye.

Kitabın arkasına geçelim, hayır geçmeyelim spoiler istemiyorsak - kitabın arkasını ya da yukarıdaki kitap bilgisini okumayalım.

Brendy'e dönelim ya da. "Anlattığın şeyin sadece bir hikaye olduğunu anlayacaksın.Ve aynı şeyleri bir daha yaşamayacağını.Anlattığın hikayenin sadece kelimelerden ibaret olduğunun farkına vardığında,geçmişini bir kağıt gibi buruşturup çöpe atabildiğinde işte o zaman senin kim olacağına karar vereceğiz." diyen dolandırıcı prensese. Kitabın gizli kahramanına.

Chuck Palahnuik'e geçelim. Her kitabında yaptığı ve bunda da tekrarlanan şeylere dönelim. Baştan sona devam eden sistem eleştirisi, hayatın anlamsızlığı, bağımlılıklar (bu kez beğenilme bağımlılığı) ve diğer her şey- estetik, tıbbi uyuşturucular,eşcinsellik, aile ilişkileri, güzellik, reklamcılık, medya, dolandırıcılık, vb. Her konuda istemediğiniz kadar ama asla sıkmayan bilgi bombardımanı.

Seth'e dönelim, ya da Alpha Romeo'ya, ya da  Harper Collins'e ya da Addison Wesley'e ya da Hewlet Packard'a. "Doğumunuz, hayatınız boyunca düzeltmeye çalışacağınız bir hatadır."diyen o garip adama.

Düne dönelim, 20 Şubat'a. Solda okunan kitaplar arasında boynı bükük duran "Görünmez Canavarlar"ı görüp, artık zamanı geldiğini düşünmem ve devam etmeme kitaba. Her bölümde (tamam, o kadar da abartmayayım, çoğu bölümde) yok artık diyerek kitabı bir çırpıda bitirmeme. Güzel ama buruk bir duyguyla, yine de "Tıkanma" daha güzeldi dememe.

Evia'ya dönelim, Shannon'un manken , iyiliksever, aldatmaya meyilli, cinayete meyilli her şeye meyilli Teksaslı arkadaşına. Ve bu dört karakter arasında oluşan/ oluşabilecek/oluşması olası aşk dörtgenine.

Olağanüstü tedasüflere dönelim sonra. Başka herhangi bir kitapta saçma diyebileceğimiz, ama nedense bu kitapta göze bir türlü batmayan imkansız olasılıklara. Ve tabi ki de her Chuck Palahniuk eserinin olmazsa olmazı rahatsız edici (her açıdan) metinlere.

Kitabın sonuna geçelim  şimdi de. Hani o baştaki üç kadın ve yanan evin olduğu sahneye. Dönüp "Bana şu iğrenç dünyada, aynen göründüğü gibi olan tek bir şey ver" diye bağıracağımız o sahneye.
Kitap bittikten sonra da, bir sonraki kitabına kadar Chuck Palahnuik'in (Benim için Dövüş Kulübü olacak herhalde) biraz ara verip,  bir şeyler dinleyelim "Her Şey Çok Güzel Olacak"tan , mesela "Bu ne biçim hikaye böyle" olabilir

Son olarak da bitirip incelemeyi, okurlara dönelim. Sonuçta izlenmiyorsak, neden yaşayalım ki bu hayatı.

Yorumlar