Hayatın Anlamı


     Hayatın anlamı üzerine çok düşünen biriyim desem yalan olduğunu anlarsınız, beni bilen biriyseniz eğer. Çünkü çok uzun zaman önce fark ettim hakkında binlerce yıldır kafa patlatılan bu sorunun cevabını. Yazıda flashback yapabilme kabiliyetine sahip birisi olsaydım, doğduğum ana, o ebenin kıçıma şaplak vurduğu (Doktor gelmemiş bana) o muhteşem ana dönüp, kavrayışımı açıklayabilirdim size (Bu tekil çoğul olayı hakkında daha önce çok kafa yorduğum için, fazla üstelemeden siz kullanacağım) (Şimdi burada beni okuyucuyla konuşup, yazıyı daha keyifli hale getiren birisi olarak hayal eden varsa ilk defa okuyanlardan; hemen söyleyeyim değil. Böyle anlamsız yazılar yazan anlamsız bir adamım, lisedeki kimya hocanız gibi) (Bir de çok parantez okuyucunun kafasını karıştırır derlerdi, iyi yapmışım inanmamakla) Ama o flashback tipi yazarlardan değilim ben (Acaba var mıdır önceki yazılara bakıp da yalancı diyecek biri?) O yüzden şu an kavramışım gibi açıklayacağım size hayatın anlamını. Aaa, buldum evet. Hayatın anlamı yok. Hayat dediğimiz anlamsızlıklar toplamı. Bunu bir şiirde yazsam, " Ne kadar oturaklı adam" dersiniz bana belki, ama böyle bir yazıda yetersiz kalıyor galiba. O zaman tarihe göz atalım isterseniz. Hayatın anlamının olmadığı ilk defa Sümerliler zamanında anlaşılmış gibi geliyor. Mısırlılar zamanında da olabilir. Sonunda bir parça düşünebilen herkes bunu kavrayabileceği için, ilk medeniyetlerden birinde kesinlikle anlaşılmıştır diye değerlendiriyorum ben de. İşte onların anladığı, ama içinde bir parça umut olan herkesin anlamaktan kaçındığı bu gerçek, tarih boyunca bir çok realist tarafından dile getirilmiş. Sonra da dilleri kesilmiş bu realistlerin. Bu yüzden bana kaldı siz çok değerli ama sayıca az okuyan insanları aydınlatmak. Boşu boşuna farklı manalar yüklemeyin yaşadığınız şu zaman parçasına. Herkes doğar, büyür, hayatının bir döneminde hayatın anlamını sorgular ve ölür. Bundan kaçamazsınız. Kaçılabilseydi, bu yazının birinci tekil şahsı olarak ben başarırdım en başta. Küçükken ben de düşünmüştüm evet, bir şeyler oluyor etrafımızda, biz dahil oluyoruz ya da olmuyoruz introvertlik katsayımıza göre. Bir sebebi vardır herhalde diye. (Zeki çocuktum, introvert filan biliyordum) (Tamam yalanlarımı tespit eden dikkatli okuyucular, introvert'i sonra ekledim hayatıma). İşte o zamanlar (Vücudun kendi kokusunun en çok öne çıkartıldığı, parfümsüz yıllardı o zamanlar) hayatın bir anlamı olmalı diyince anneme, vurdu kafama ve şöyle dedi hiç unutamıyorum. " Otur oturduğun yerde, bacak kadar boyunla iş çıkarma yine" O yüzden introvert olmuş da olabilirim belki. Şu an değilim ama, sonuçta hayatın anlamının hiç olduğunu bulmuş bir insanım artık. Daha sonraki dönemlerde, bu olayı fark etmeme rağmen; birçok kişiye , hayatımın anlamı sensin, sebebim sensin gibi sempatik ama gerçeğe aykırı beyanlarda bulunmuş olabilirim. Sonuçta dahi insanlar da ara sıra küçük beyaz yalanlara baş vurabiliyor. Ben de kullanabilirim onlara kadar düştüyse. İnsan hayatının bir döneminde hayatın anlamı olmadığını anlayınca bir an boşluğa düşüyor. Ama sonra bütün değerleri yok oluyor ve Lilly Allen'ın şarkısını dinler gibi sırıtarak geziyor bütün gün. Yani bütün gün yaptığınız her şeyin, gerçekte hiç bir şeye hizmet etmediğini anlarsanız ne yaparsınız? Ben de aynı şekilde yaparım ve yaptım da. Ama bu yazıyı okuması muhtemel reşit olmayan bireyleri de düşünerek ne yaptığımı söylemiyorum. Onların önünde uzun ve boş bir hayat var çünkü. Bunun gereksizliği konusunda onları tahrik etmek istemem doğrusu. Benim az kaldı. Belki hala onların yaşında olsam, "hayatın anlamı sevgi, herkes sevdiği kadar var, sevgi olmazsa hiçbir şey olmaz " gibi çıkarımlarda bulunabilirdim. (Peki çok sevgili ve dikkatli okuyucularım, tamam , biliyorsunuz, ben sevgi kavramına inanmayan birisiyim) Bulunmazdım belki de. Sevgi denilen şey de insan uydurması sonuçta. Bazı hormonların daha fazla çalışmasını, bazı insanların bazı insanlardan farklı değerlendirmesi sadece. Buradan yola çıkarak en iyi sevicilerin endrokrinolojistler olduğunu söyleyebiliriz. Ya da Endokrinologlar, ya da neyse artık adları. Sonuçta ben uzman değilim sevgi ya da hormonlarla ilgili. Sadece hayatın anlamını çözdüm ben. Sürekli daha çok şey isteyen insan ırkına, hayatın anlamı arayış biliminde, sevgiyi öne çıkararak yaklaşmamak gereğini de biliyorum ama. Gerçekten; ya daha insanların sevme yeteneğine sahip olmadığını bile bile, hayvanların hatta bitkilerin bile sevebileceğini düşünenlere ne demeli? Sizi bilmem ama ben sadece katılmıyorum diyebiliyorum. (Burada yaptığım espri orijinal olmak için değil, sadece yazının gelişiyle ortaya çıktı. Yani öyle havalı bir yazar olma hayalim yok) (Tam fazla parantez kullanmıyorum artık diye düşünürken, bu kötü oldu) Zaten insan sevgi sandığı şeyde bir çırpıda usta olamıyor (Alıntı yaptığımı belirtse miydim acaba?) (Amaan, kim görecek burayı) Ben insanların sevgi sandıkları şeyi taklit etmeye çalıştım bolca ara sıra. Evet taklit insanda bulunan en önemli özelliklerden biridir ve hayatının son anına kadar yapmayı başardığı tek özgün harekettir. O taklitlerimde bile sadece hoşlanılmak istedim ben, hoşa gitmek. Gittiğimi anlayınca da hep daha fazla istedim. Daha fazla şeye sahip olmak , daha çok sevilmek , başkasının olmasın istedim, sevdiğim şey ya da kişi. Başkasını sevmesin, başkası görmesin. Ölsün herkes, sadece ikimiz olalım dedim. Sonra da kendimden kıskandım. Ama dediğim gibi ben taklit etmeyi de beceremiyorum fazla (Dememiştim sanki galiba, neyse fark etmez kimse) Ben yapamıyorsam; siz ki beni okuyacak kadar kafası karışık insan/insanlarsınız , bunu becerebileceğinizi hiç sanmıyorum. Boşuna denmemiş, hayatta en hakiki mürşit ilimdir diye. Hiç duydunuz mu sevgi/aşk ilmini. Aşkın kimyası, fiziği matematiği ya da endokrinolojisi olur mu hiç. Hayatın anlamı olmadığı gibi onlar da olmaz. Sonuçta Schopenhauer da bir insan bizim gibi. Herkes hata yapabiliyor. Bu yüzden sevgili okur (Böyle daha iyi, tekil çoğul anlaşılmıyor, bunu kullanayım ben hep) hayat, aşk gibi anlamsız şeyler üzerine kafa yormaya değmez. Üzülmeye de. Ne kadar çok takarsak bunlara o kadar az zevk alırız yine bunlardan. Dünyadaki herkesin olmasa da, bazı insanların yollarının bir noktada kesiştiğini düşünüyorsanız eğer, sadece o noktanın sonsuzluğuna bakıp hayal kurmaya devam etmek belki yapabileceğimiz en güzel şey. (Evet, sevgili çabuk kavrayan okur, bu ana fikirdi) Hayat son raddede sıkıcı, ya da öldürücü ise sadece yol üstünde karşılaştığımız kozmik yolculara biraz daha.....(Çok abarttım, farkındayım, az bir şey Paulo Coelho olsam iyi olurdu diye düşünmüştüm sadece)

Yorumlar