Aynalı Hikayeler - 1


    Farklı bir sabaha uyanmıştım o gün. Bir şeylerin farklı olduğunu seziyor, ama ne olduğunu bilmiyordum. Küçüklüğümden beri bazı şeyleri sezebilme yeteneğim olduğuna inanmak istemiştim hep. Hayatta yaptığım yanlış seçimler aksini kanıtlasa da her zaman, içimdeki bu şey hiçbir zaman bırakmadı beni. Ama ben temkinli oldum gitgide. Artık takip etmiyordum fazla o sezgiyi. Hatta bazen tam tersini yapıyordum onun dediğinin inadına. O da bana küsüp kızacağına daha fazla gaza geliyordu sanki böyle zamanlarda. Sürekli yeni şeyler fısıldıyordu beynime. Tabii, dil kulak gibi insana özgü enstrümanları kullanmıyordu. Beynimi meşgul ederek,bir yere varacağını düşünüyordu. Varamadı ama, o zamanlar bir rakip gibi gördüğüm için onu sürekli geri planda tutuyordum. İnsanların dediklerini fazla önemsiyordum, insanların düşündüklerini, insanların sandıklarını. İşte başkalarının yaşamını yaşıyordum, benim aksak sezgimi dinlemektense. Zamanla azaldı söylediği şeyler, ben hala önemsemedim onu. Sustu sonra, hatırlayan yoktu onu. Özlediğimi söyleyemem gerçi, alışmıştım bu yaşama- tekdüze, planlı, herkes gibi olan yaşamıma. Çok zaman geçti o günlerden sonra ve ben o sabah bir sezgiyle uyandım. Ne zamandır ilk defa beynimde böyle bir hareket hissediyordum. Farklı olacaktı o gün. Kendime inanamadım ama ona inandım o an. Ben, sezgilerle yaşamayı yıllar önce bırakmış o tepkisiz adam, inandım ona. Öyle kalktım yataktan, bir şey geleceğini bilerek bir yerden. Saat daha çalmamıştı. Her zamanki gibi tuvalete gittim. Alarm çalmaya başladı. Nefret ediyordum böyle olmasından. İnsanın çaresiz kaldığı anlardan biri. Siz orada otururken saniyeler dakikalar boyu kulağınızı dolduran o iğrenç ses. Zamanın göreceli olduğunu anlamanın en iyi yolu belki. Alarm yerine güzel melodiler kullanmalı insan aslında böyle şeyleri öngörüp. Neyse susturdum sonunda başka kimsenin kalkmadığına emin olup. Gece rahat uyuyup uyumama kavramı uzun zamandır önemini yitirdi bende. Rüya da görmüyorum  hiç. Uyumak sadece yapılması geren bir şey, bir iş gibi oldu. Bebek gibi uyudum diyenleri de anlamıyorum. Uykudayken ne durumda olduğunu nasıl fark edebilirsin ki? Eskiyi hatırlamaya çalıştım, rüya gördüğüm zamanları. En azından kabus görmüyordum işte- daha mı iyi olurdu acaba görsem? Neyse alarmı kapatmıştım, rutinime devam edebilirdim. Mutfağa geçtim, peynir, domates, salatalık, zeytin, yumurta... yumurta bitmişti. Vardı bir şey, hiç eksik bırakmazdım mutfağı ben. Yedim bir şeyler, işte yumurtasız yaptım kahvaltıyı. Geçtim banyoya sona, yüzümü yıkadım. Ters yapmıştım her şeyi. Aynaya baktım , o da ters ters bakıyordu bana. Mükemmel bir dünyası olan insanlar bir gün aynaya bakar da aslında hiçbir şeyin mükemmel olmadığını anlarlar o zaman filmlerde (Böyle bir film seyrettiğimi hatırlamıyorum aslında, bu bile farklı), o da öyle bir andı. Kendimi izledim aynada. Sokakta yürüyen milyonlardan herhangi bir farkım yoktu işin özünde. Wii'deki mii'ler gibi sadece farklı bir iki özellik belki- onların da binlerce kişide olduğunu tahmin ediyordum- ne bileyim gözlük, top sakal,  yuvarlak yüz- biraz büyük bir burun. Ne bakıyorsun dedim aynaya, demem normalde. Cevap vermesini bekledim, umdum daha doğrusu ya da istedim. Kavga etmek istedim onla, tartışmak sonra yumruk yumruğa kavga etmek. Vermedi tabi. Aynalı hikayeler hep kırılmayla biter diye bir şey okumuştum bir dönem. Ya da şimdi ben uydurdum bunu. Kırmadım ama aynayı sırf kendimi haklı göstermek için. Bu aynalı bir hikaye değil çünkü. Bu hayatım benim ve ben şu an onun düşündüğüm hayat olmadığımı anlıyorum. Fırçalamadım dişimi, madem farklı bir sabahtı, farklı olsundu her şey. Baktım aynaya, hak ediyorsun dedi bana karşımdaki adam. İyi manada mı  mıydı kötü mü anlamadım. Ben de demiş olabilirim. Rol yapan biri değillim normalde gerçi. Çıktım. Normal bir insan tarafından düşünülen ve benim beynimde de söz hakkı isteyen ;  KASKO, Su parası, Okul servisi, Kayınvalide ziyareti, Dukan diyeti gibi ıvır zıvır konulara izin vermiyordum bu sabah. Herkes uyuyordu daha. Neden böyleydi ki benim yaşamım. Girdim banyoya bir daha . Aynaya baktım. Bir şey söylemedi oradaki tekdüze adam. İstesem belki ben de ilginç olabilirim diye düşündüm. Hayır dedi bu kez. Senin olabileceklerin ve olamayacakların var. İlginç biri olamayacaksın hayatının sonuna kadar. Birbirimize baktık doğru söylediğimizi biliyor gibi. Ne yapmam gerek peki dedim kendime , oradaki kendime. Acır gibi baktı bana. Olabileceğinin en fazlası olmuşsun zaten. Sabahları yumurta yemeyerek, dişlerini fırçalamayarak ya da farklı bir şeyler isteyerek farklı olamazsın sen. Çok şey bildiğini sanıyordu. İstediğim şeyleri yapabileceğimi biliyordu ama. Ben de ne istediğimi bilmiyordum gerçi. Sen ne başardın peki dedim karşımdaki gitgide kararan yüze. Her sabah ve her gece buluşuyoruz burada. Çeşitli fikirler veriyorsun bana, ben daha yeni fark etmiş olsam da. O kadar çok biliyorsan hayatı, sen niye ilerleyemedin bir parça da olsa. Serbest bırakmıyorsun ki beni bir an bile. Hep aynı monoton hayatta yaşıyorsun. Monoton kelimesinin kendisi bile ne kadar monoton. O kelimeyi bile kullandığına göre asla da bırakmayacaksın beni. İstediğimi yapacak bir fırsatım olmayacak hiç. Birazdan uyanacak herkes ve sen aynı insan olacaksın başkalarının çizdiği yaşamı başkalarının kuralları ile yaşayan. Değil diye bağırdım, sonra bir yumruk attım ona. İçeriden gelen "Bir şey mi oldu tatlım " sesini duyduğumda aklımdan sadece bunun da  başka bir aynalı hikaye olduğu geçiyordu.

Yorumlar