En Çürük Dünya


Yaşayabileceğimiz dünyaların en çürüğünü yaşıyoruz hayatımızda. Dinozorlar bizden daha şanslıydı herhalde. Daha saftı onlar oynarken bu topraklar, daha az kokuşmuş canlılar yürüyordu üzerlerinde. Biz canlıları boş verdik, kendimizden başka her şeyi boş verdiğimiz gibi haliyle. Cansız ama önemli şeylere adadık kendimizi. Neydi önemli peki bizim için? Bizi önemli yapacak her hangi bir şey elbette. Bir parça önemli olmak için satmadığımız kişiliğimiz kalmadı. Elimizde bir şey kalmayacağının fakındaydık sonunda. Yok olacağını bildiği halde sürekli harcayan insanlar gibi, biz de her şeyimizi sürekli verdik başarı için. Bu arada diğer şeylerin farkında değildik ama. Etrafımızdaki insanları nasıl terk ettiğimiz, dünyamızı nasıl çürüttüğümüz, kendimizi nasıl bitirdiğimiz. Hiç bir şey önemli değildi ki başka. Rakiplerimizin gözlerinin içine bakıyorduk sadece. Orada da kendimizi görüyorduk, onlar gibi vahşi. Yetmiyordu ama, onlardan daha vahşi olmamız gerekiyordu, onları da ezip yukarı çıkabilmek için. Bir zaman makinemiz yoktu ne yazık ki, şu ana gelmek ve görebilmek için en tepeden. İnsan en yukarı çıkabilince görebiliyor her şeyi daha net.  O zaman çarkın ortalarındaydık daha, öğütüyor ve çırpınıyorduk öğütülmemek için. Dışarıdan görenler fark etmiyordu fazla, salak salak gülümsüyorduk bıçağı arkamızda saklarken. Çıkabilseydim o zaman da, o fırsatı verselerdi bana bir anlık- görecektim düşmanım olarak gördüklerimin başka bir parmak kuklası olduklarını benim gibi. Biz birbirimizi amansızca yok etmeye çalışırken , bizi ellerine takanlar kahkahalarla her şeyin yok oluşunu izliyorlar. Şu anda benim yapmam gereken gibi. Görüyorum şu anda , aşağıda çocuklar birbirleriyle gülerek oyun oynuyorlar. Beni ve etrafımdaki iki üç kişiyi buraya çıkaran, bunu onaylamıyor hiç. Nasıl biz o yaşlarda başlayarak yavaş yavaş çürüttüysek dünyayı, onlar da uymak zorunda düzene. Ve düzen demek o demek. En başta yılanı gönderen de o Havva'ya. Biraz geç olsa da en azından anladım ben gerçeği. Etrafımdakilerin gözü hala kırmızı. Onlar hala olması gerektiği gibi oynatıyorlar kuklalarını. Ben hatırlıyorum ama yavaş yavaş, Habil'i, Musa'yı, İskender'i, Sezar'ı, Cengiz'i ve Düzen'in tüm askerlerini. Hepsi benim gibiydi zamanında belki. Ya da şu çocuklar gibi, geleceklerinden habersiz oyun oynuyorlardı  gölün kıyısında. Hepsi düzenin köleleri oldular sonra. Sonra da düzenin kendisi oldular. Bana da vadedilen o. Sonunda bu düzen olmak zorunda dediler. Sen olacaksın dünyanın sonunu getirenlerden biri de. Zaten bu dünya yaşamak için çok kötü. Aklı olan varsa doğurmaz burada, aklı olan varsa doğmaz. Hep böyle diyor hala. En kötü dünyayı yaşıyoruz on binlerce seçenek varken elimizde. Ve bunun bir sorumlusu da benim. Karşı çıkamadım ona bir türlü. Hiç birimiz çıkamadık işin aslını öğrenince. Yo, sadece ben öğrenmiştim. Bir de İkarus gaiba. O karşı çıkmıştı ama, çıkmaya çalışmıştı en azından. Fakat önemsemedi onu, yaktı, attı gökyüzünden aşağıya, bir de salak diye lanse etti toplumda. İkarus ki tek konuşan ona karşı, güneş yanığı oldu zavallı. Bir de eskiden Prometheus varmış, tanımadım gerçi onu. Tutuyorlarmış hala kayada, Ramses gibi olmuş o da toplum nezdinde. Ben de istiyor muyum öyle olmak? En şanslı insanlarız mı diyeceğim onun istediği gibi altımdakilere? Ve onu mu taklit edeceğim? Ona mı özeneceğim her mantıklı kukla oynatıcısı gibi?  Değil, olmamalı şu aşağıdaki çocuklar için. Hey, oradaki, bir şey konuşmak için biraz vaktin var mı?

Yorumlar