Bilinmeyen Bir Şey - Bölüm 8






17 GÜN ÖNCE



    Ne oldu bana öyle , diye baktı Şanlı etrafına. En son hatırladığı iki alakasız, B-film denilen filmlerden ya da çizgi romanlardan kaçmış güneş gözlüklü tipin Nihan'ı götürmesiydi bayıltarak. Başta anlamamıştı kaçırdıklarını. Nihan'a bağırmıştı, "Nereye gidiyorsun . Birazdan gelir insanlar. Ara verecek zaman değil." Garip bir şeyler olduğunu anlamaya başlamıştı adamların teki kendisine doğru gelirken. Ama sabah sabah AVM'nin ortasında başka bir şey olacağına beynini inandıramamıştı. Adam elini cebine atınca tırsmıştı gerçi, kaçmak istemişti bir an. Ama ağız spreyivari bir şey çıkartınca rahatlamıştı. Ki en son da onu hatırlıyordu işte. 

   Kesin kaçırmışlardı. Başka bir açıklaması yoktu. Kim bilir ne gibi işlere karışmıştı bu sarı kız. Tekin biri değildi herhalde. Belliydi zaten halinden, tavırlarından. Normal bir insanı kaçırırlar mı işte teröristler ya da illegal örgütler. Kesin bir şey vardı onda. İyi ki fazla yakınlık kurmamıştı. Zamanında sütten ağzı yanmış olmasa belki, kıza kapılıp gitse şimdi, kim bilir nerede olacaktı şimdi. Hem niye illegal bir şeyler olsun ki. Belki de devletin bir kurumuydu. Filmlerde de böyle olmuyor muydu? Mesela Siyah Giyen Adamlarda. Gerçi hatırlıyordu her şeyi , sıktıkları şey unutturmaya yönelik bir şey değildi herhalde. İşte ülke koşulları, kemer sıkmalıyız toplu olarak diye düşündü. Adamlara siyah takım elbise bile alamamışlar. 

   Büyükşehirin olabilir miydi? Bir an düşündü ve tırstı. Sonra aklına gazetede okuduğu bir haber geldi. Evet kesin Devletti, Çevre ve Şehircilik Bakanlığında gizli şeyler oluyor diye yazıyordu bir okur temsilcisi. Polisi aramaktan vaz geçti, ülkesiyle bir kere daha gurur duydu. Aramızda bulunan teröristleri böyle, halkı paniğe sevk etmeden sessiz ve derinden elimine edebiliyorlardı. Karşıdan gelen o patavatsızı gördü sonra. Uff, ona ne diyecekti. Bu da kesin teröristti. Adı bile belli değildi. Ya da belki?. Evet İngiliz ajanı da olabilirdi , sonuçta Gordon kendi adı da olabilirdi. Evet kesinlikle öyleydi. İhbar etmeliydi bir yere .

    "Güzel sabahlar Şanlı Bey" Kesin ajandı, Ankara'da insan birbirine güzel sabahlar diler miydi hiç. " Nihan'a bakmıştım. Yok mu?" "Nerden bileyim ben Nihan'ı. Sekreteri miyim? Telefon diye bir şey var, arasana! Niye geliyorsun?" "Ama sabah burada olacağını söylemişti." " Bilmiyorum işte zorlama, belki de köyden akrabaları gelmiştir. Biliyorsun çok bağlı akrabalarına. ayrılmıyor hiç." 

   Ne diyordu , saçmalamaya başlamıştı iyice. Uydurma yeteneği yoktu hiç . Birden kasanın üstünde bir zarf gördü. "Gordon'a " yazıyordu zarfın üstünde. Başından savması lazımdı. "Onu görmedim ama burada mektup bırakmış sana. Zaten atıldı artık işten . Bu saate kadar gelmeyen elemanı ne yapayım ben. Görürsen söylersin. Yanındaki adamlara da herhangi bir şikayetim olmadığını iletip saygılarımı sunarsın. Hadi bekleyen müşteriler var. Fazla meşgul etme " 

    Neyse, zekası sayesinde bu zor durumdan da kurtulmuştu. Bugün fazla çalışacaktı mecburen. Hep o Nihan olacak devlet düşmanı yüzünden. Zaten sabah çıkarken bugün bir aksilik olacağını fark etmişti. Fazla kırmızıydı sabah. Ters olurdu kırmızı günler. "Hadi çabuk, Nihan da çıkmış zaten" diye bağırdı arkaya sonra.

Yorumlar